ben mi konuşuyorum olric
tanrının bir bir önüme koyduğu taşlar mı konuşan!
birbirine sımsıkı geçmiş iki yürek mi?
aşkın hız sınırına yakınken durdurdum bedenimi
birbirimizden çok uzak, birbirimize çok yakınız oysa
"O" parmaklarını geçirmiş kalbime, herhangi bir şeyi yoklar gibi
sürekli bana bakıyor olric.
benimse elimde bir kadeh, diğer elimdeyse bir el belli belirsiz
sürekli aynaya bakıyorum.
aynaysa bana çok tanıdık ve yeniden yaratılmakta olan bir anıyı gösteriyor
bakışlarımda aynı anlam ve gölgelenme
sonrası
"bana bunu yapma" diyen bir ses ve gözyaşları birbirine karışmış bir an!
ne tuhaf,
her kes kendi içinde bir yerlere bakıyor hiç kımıldamadan.
neyi bitiriyor, neyi başlatıyoruz olric
neyi bekliyoruz, hangi anı.
aynı anda çalınan iki kapı gibi, biri çalan diğeri açansa kapıyı farklı evlerde
sen söyle; nasıl karşılanır yok olan bir şey olric
-karşılıyorum-
birlikte içeri geçiyoruz
düşlerimden saçılmış gibi dağılıyoruz sonra.
her şeyin tersini taşıyor yüzüm olric
ve taşırıyor içimden içine
ki sevişmek ; hüznünü kaybetmiş çocuklar gibi şaşkın
bir deniz yıldızının kalbime bıraktığı acıyı geri getiriyorum
ve öperken dudağımda bıraktığı tutku ve sızıyı.
hemen unutuyorum sonra!
ben unutur unutmaz bir yıldız kayıyor gökyüzünden
yapraklar,
yapraklar sararıyor ağaçlarda düşmeye hazır
ışıklar,
ışıklar dönüyor beynimin katranlarında.
ışıklar içinde atlı karıncalar
atlı karıncalar içinde iki çocuk birlikte büyüyemeyen
anlıyorum olric
kolay değil dile getirmek eşiği!
anlıyorum
bir geçerken uğramış mutluluk "o"!
O kal diyemeyen her aşk gibi büyüyünce sevecek beni.
Yeniden çalınıyor kapı zili olric
açıyorum; bembeyaz bir kalabalık oluyor önümde kapı aralığı
ve gittikçe uzaklaşan iki göz gibi yok oluyor düşler.
kimse görmüyor olric
kimse fark etmiyor gözlerimizdeki cezayir menekşelerini
geçmiyor yıllar , yıllar eskiyor diye diye yeni bir renk buldum oysa sende
suyun akış rengi bu!
dokunduğum yerde beni bırakan.
rüyada görülmüş ve suya anlatılıp hiç dillenmemiş bir su gibi akıp gittim.
gittikçe gözlerini
gittikçe ellerini
gittikçe tenini okşayıp geçtim
sonra hep o bilindik şeyi yaptım olric
bir ayna karşısında boyadım kendi yüzümü
bir pencere önünde durdum sonra
oysa her pencere önü farklı olric
pencereden sarkan ışıklar farklı
acılar farklı
sevgiler farklı
şimdi sen söyle; senin için senden vazgeçmek mi yine aşk olric
çaresizliğini görmek istememek mi ağır olan.
ve aşk olric; çöpe atılan bir kağıt parçası kadar basit.
ve aşk olric; bir kibrit çöpü ne kadar yanıyorsa!
15/2/12
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder