şubat;
tam da aklımdaki tüm soru işaretlerinin üç noktalara dönüştüğü an.
aklımda hiç unutmadığım o sahne ;
bir kitapçı camında görüp aldığım o kitap!
"git kendini çok sevdirmeden" diyen bir kadın sesi kulaklarımda çınlayan.
mevsimsiz ölen bir deniz feneri gibiyim olric
hep uzakları göstermekten dibini göremeyen!
dahası
bir boşluğu öylece üstüme geçirip yola çıkmak gibiyse kasımın sesi,
kasımsam ve olur olmaz yere kırılıyorsam her şeye
dağınık, çok renkli bir ebru gibiysem gözlerinde
üstelik yorgunsam bir de -içimde hep ölü kuş sesleri-
bir ileri bir geriyse adımlarım, ne duran ne de tutunan.
aynalardan duvarlara yansıyan bir kırık akıntısıysa aşkım
duy olric
hiç hikayen yok mu senin ?
bir aşk kendini okuyorken çık gel yanıma
masalardan şarap kadehleri toplanmış, ellerinden çakıl taşlarım toplanmışken gel.
ben olric , ben dokundukça çoğalıp her aşka kalbini veren kadın
yağmur yağarken içeri kaçıyorsan mesela
ya da
deli eserken rüzgar dokunamazsan gözlerinle bana
yaşayamam senle bu aşkı
bilmelisin.
öylesine zor bir uykusuzluk şimdi seni düşlemek olric
dokunuşlarıma yanıt olarak içebilirmisin göz yaşlarımı...
ellerime inanabilirmisin sadece.
dur olric,
teninin sıcaklığında kaderime bulaşacak bir yara bırakacaksan dur!
bir nefes daha olric
hayatımdaki o işaret kayıp gidiyor gökten , yine ölürmüyüm sence?
yine yarım kalır mı diye diye gidermi yüzümün diğer yarısı da
buyum işte hepsi hepsi! başka türlüde nefes alamam ki ben
hadi sende nefes al olric
bu kentin ortasına bir işaret gibi bırakılan aynaya dön yüzünü
nerde diye sor sonra, dinlediğimiz o şarkı da mı aşk?
kim yapıyor bunu inadına olric
kaç yüzyıllık işkence bu?
nerden bulaştım? bu büyü nerden bulaştı yüreğimin ucuna
neresinden astılar kırgın sessizliğimi?
ah o zor veda
anlayabileceklermi olric?
misal neden aklıma geliyor o köşe başındaki duruşun
neden bu yağmurlar ve yalnızlık kollarımda
neden hiç bir yere sığmıyorum hep bi taşkınlık
neden hep kendime sızıyorum olric
yıl , ay, gün dediğin ne ki , bir iki saatte bitiyor bir mevsim
sonra bugün günlerden cumartesi mi?
kapı, pencere ,ev, sokak ve kapı aralığı her şey inadına çarşamba sanki
suyu tutmak gibi bir şeydi hepsi hepsi!
gün en çok seni anımsadığım zaman olric.
sanki inadına kar yağıyor da sanki bizde inadına yollardayız
ne tuhaf biz her zaman her yerdeyiz ikimiz,
senle ben olric
şarap içmişiz yağan karla birlikte
dışarda biz hariç her şey silinmiş
haklısın belki kalınca bir şeyler giyinmeliyim ben de
üşümüyorum diyen bir kızın içten sesi dökülüyor kulaklarıma
sen benim yerime üşüyorsun olric böylemi tamamlanıyoruz biz?
yağmurlar olric
üşümüyorum ürperiyorum sadece hissediyormusun
ellerimde alkol sesleri
baktığım buğulu camlar şaşkın
dudakların bir uzak yol kadar uzun
bir tek asansörün buğulu camına yazabildim baş harfini.
ne tuhaf
sormak isterdim sana
bir aşkın hüznü nedir sende olric
nasıl bir hüzündür o sendeki, öperken dudağını kesen aşk sancısı nasıldır.
sırları dökülmüş bir ayna gibi belki tekrarlanan iki kelime;
gözlerini özledim!
dışıma yağan bir sağanak gibiyim bugün
bak işte duyuyormusun
öpüldün ve bırakıldın, durdu zaman sanki
bir değil
iki türlü artık senin de soluğun...
dahası
sıcaklığın parmak uçlarımı acıtan bir şubat sancısı...
9/2/2012
ebru
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder