16 Mayıs 2014 Cuma

**Ruhunu satan kadın

-Bir anının yatışmamış öfkesiyle; İçinde ki Her aşk bir intihar yaratıyor diyor adam kadına.
-İnsan aşk uğruna muhteşem hatalar da yapabilir, Kızmamalısın!
Kendini gerçek anlamda esirgememeyi öğrenirsen camdaki kadın gibi yaşayabilirsin aşkı diyor kadın.

Sonra dönüp soruyor; başka bir aşkta olduğu halde o pencereden bakmaya devam eden mi satar ruhunu?
O pencerenin dışına çıkmaya cesaret eden mi?

Çok uzun zamandan bu yana ilk kez bu kadar dingin ve kaçamayacak kadar yorgun hissediyorum kendimi,
içimdeki gürültüyü düzene koymayı umarak şehrin en kalabalık en gürültülü yerlerinde dolaşıp duruyorum,
seçmek zorunda olduğum bir yol ve atmak zorunda olduğum bir adımın hemen önümde durduğunu görüyor fakat kıpırdayamıyorum..

Bütün hatalarımı, hata yapa yapa öğrendiklerimi, aldatmalarımı ,
aldatılmalarımı ve onların ortaya çıkardığı gerçekleri, saçmalıklarımı,
yanlışlarımı ve doğrularımı, yapamadıklarımı,
aşkı!
en çok dolu dizgin yaşadığım nefesimi kesen aşkı,
yapıp da pişmanlık duyduklarımı kendi içimde anlaşılır kılıp kendimi temize çıkarmak
ama bir o kadar da suçlu ve bağışlanamaz hale getirmek istiyorum,
nasıl da her şeyin iç içe geçtiğini
Aydınlığın tam aydınlık, karanlığın tam karanlık olmadığını unutmak istiyorum.

Terk edilmiş bir senaryonun kötü kadın karakterinde binlerce film arasında kendi karakutumu ararken
 Bir filmin sonunu önceden bilmek gibi bir boşluğa gerisingeri dönmek var.
Herkes kendince haklı olup seçtiği rolün repliğiyle boğuşurken,
kostümler üstümüze oturmazken,
kim "kamera!" dedi kim "stop!" dedi ne önemi var.
Her şey dönüyor ve kendi etrafındaki tüm masumiyeti yok ediyorken,
Başımı dayayacağım omuzlara mayın döşemişler ne önemi var!
Hangi alışveriş adaletli ki zaten? Var olanı değil sende eksik olanı gösteren aynadır aşk.

Ben; kendimi yakarak öğrendim her şeyi, sarı sıcak öğrendim, ağlayarak, kanayarak,
yalvararak, dua ederek, haykırarak, isyan ederek, durup içimdeki öfkeyi kusarak öğrendim..

Metrelerce geceye sarkıtılarak, dağınık düşleri toplayarak,
köreltilmiş gözleri sahiplenerek öğrendim.

İçinde onca ceset taşırken Doğru muydu taşıdığın tüm hayaletlerin her kaybedişi görünür kıldığı...

Oysa sen kendini aklayan bir Kusursuzlukla, ifadesi alınmış yakılıp yıkılmış bir şehir gibi uyuyorsun.

  Uyu, Uyku iyidir.
Zaten uyansan bütün renklerin adı karışır Ebru olur, bütün erkek kuşlar da küt ölür o gece...

Bu şey gibi; kelimelerden arınmış görünmeyen şeffaf cümleler kurmak,
sevişirken hala sözlük kullanmak gibi,
derinde olan aşkı anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapmak gibi.
Derinden Görüp hissedebilen herkes biliyordu biz bir bütündük onunla; akrep ve semenderdik,
ağzı bozuk deli aşktık, en çok da hırçındık!
Çocuktuk istediği hemen o an olsun isteyen olmayınca huysuzluk eden,
kırılmış bir bardaktan etrafa saçılmış cam parçalarıydık.
Üstümüze basıp geçmeye çalışanın ayağını kanatmaktı görevimiz, kanattık!
Yine olmadı.
İçimde bir ölü var diğer ölülerden çok ayrı,
direksiyondaki duvak takmış cesetle hayatı tartışıp duran...

Ben; Kimse izlemiyorsa herhangi bir şey yapmanın çok anlamsız olduğunu bilen
Kendine dokunan ve kendiyle çoğalan,
aşka kalbini veren kadın...
Kötü yola düşmüş aşklardan geliyorum,
kusura bakma!
16/05/2014