16 Nisan 2012 Pazartesi

01:15

neden her gün dalga geçiyorum acıyla...
neden her gün sürekli olarak dalga geçiyorum...
neden kendimle her gün !

eksik harflerin arasına sıkışmış aşk ve kan lekeleri yüzünden okunamayan
mektuplarım var, sayfalar sayfalar sayfalarca....tanrım neden hergün gülüp geçiyorum bu....................................................................................................................................................

aşktın ; senin kadehinde bakışımı delip geçerken
anladım...

camdan bulutların altında yattığımızı...
yağmur yağarsa ölebileceğimizi...
hep
ama hep
kırılabileceğimizi...ince ince

yinede...teşekkürler..teşekkürler....

10 Nisan 2012 Salı

ya ben ya ben olric !

sayısız ayrıntının içinde dolaşıyorum olric
nisan geldi çattı o çok tanıdık yağmurlarıyla
erguvanlar açtı, mayıs ihanetine şurda ne kaldı ki
demirin pası kavradığı yavaşlıkta artıyor acı
beklemek ; yokluğumuza bakarak çizilmiş bir taslak gibi önümüzde
o taslak da, ne sen varsın ne de ben varım aslında
yada ikimizde varız, varız da ...iki düş arasında bir yargı beklediğimiz.

zaman; devinimsiz bir yüz gibi terketmekte
bir şehir nasıl bütünse sokak ve caddeleriyle öyle
işte o ev de bir bütündü seninle
her şey yerli yerinde bütün, bir biz dağınık kaldık olric
bir yağmur öncesinin loş sokaklarıyla dağınık...

bu kimin duruşu olric bu kimin dokunuşu
yada bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı
yada tam tersine; demirin pası kavradığı yavaşlıkla!
hüzünle karışık bir ağrısı var gitmenin olric
kirli bir gömleği çıkarıp asmak gibi mi gelir gitmenin saati
sonrası.... o bütün evlere sığamadığımız anmıdır
hani hep bir olupta eve taşıdıklarımızla sokaklardan, deniz kenarlarından
karşılıklı yemek yediğimiz her masadan bulup çıkardıklarımızdan.............

biri geliyor olric biz en iyisi lafı değiştirelim

(küçük direnmelerimiz var, belki bazen istenen bir rüzgar daha iyi taşısın diye bizi , yada istenmeyen bir rüzgar alıp götürmesin diye)

daha kaç gün daha aynı denize bakıp uzaklara gitmenin hayalini kuracağız olric
bir düş yıkımı sonrası mı çıakacağım ben yine yollara
bir olmak için değilde ... unutmak unutmak unutmak ve silmek için mi?

ne çok görüntü girdi yaşamımıza oysa olric
yüzler, şarkılar, köprüler, duvarlar, martılar, caddeler, şehirler, gülümseyişler, denizler, göz yaşları, kaldırımlar, sokak çalgıcıları, kitaplar, sevişmeler, telefonlar, yıldızlar, istasyonlar, rakı masaları, heykeller, ışıklı reklam panoları, sinemalar, şarap parası isteyen dilenciler, kokular, otobüsler, mektuplar, uzun çok uzun yollar, kuleler, deniz fenerleri, yolların gece yalnızlığı, yağmurlar, bekleyişler, pencereler, oteller, gölgeler, konser biletleri, mezarlar, gemiler, bavullar, dağınık odalar, saatler saatler saatler ve onca kalabalık bana bütün hayatım boyu silinmeyecek olan ,
o, hiç bir yere ait olamama duygusunu kazıyan sayısız ayrıntı..

nerde kalmıştık olric

karşılıklı yemek yediğimiz her masadan bulup çıkardıklarımızda aradığımız
uzaktan gelen eski, sevilen bir şarkı gibi duymaya çalıştığımız şey, aşk olanın sesiydi
ama araya başka gürültüler giriyor olric araya korkular giriyor ve
başka başka yoruluyor yüzün karşımda
ve böyle anlarda; o esintiye çıkar çıkmaz yüreğimizi kaplayan sevinç,
nedeni anlaşılmaz bir çarpıntı, bizi kuşatan o çocuksu heyecan yok oluyor.

sonra
her şeyi sözcüklere dönüştürmemizi zorunlu kılan ayrıntıların dünyasından uzaklaşıyoruz.
bilmediği bir kuyuya atlayan ve düşmesi hiç bitmeyen bir acı gibi
tutuyorum, bırakıyorum, dokunuyorum, çarpıyor kayboluyorum, tekrar buluyorum,
başka tenler geçiyor aramızdan, kopuyor, yırtılıyor uzaklaşıyorum...
sonra ellerini hissediyorum ve içime ıslak ateş parçaları çarpıyor...
hem içimde hep içimde en derinimde kalıp ordan hiç çıkmamanı, hemde dışımda kalıp beni öpmeni istiyorum..

ne şimdi bu olric sonsuzca büyümüş bir göz yaşı ya da hiç bir yaşanmışlıkta görülmez bir yara mı?
içimde hep giderayak hep kaçmaya çalışan hep savaşan bir yan var olric
yorgun yanım bu
(ilişkilerin sürekli yinelenmesine hep olduğum gibi kabul görmemeye ,başladığı anda ne yaşayacağını az çok kestirmeye ve bu kahrolası bilgiyle kendini asla bırakamayışın verdiği hüzne, belki yine yanılıp ve yinede sürdürmenin vazgeçmemenin diretmenin acısına artık dayanamıyorum.)

oysa henüz zamanımız vardı olric
bütün gizlenmeleri, bütün yanlış anlamaları, kırgınlıkları, kızgınlıkları, gereksiz kıskançlıkları, titremeleri, bekleyişleri, özlemi, küçük düş kırıklıklarını, sokakları, uzun uzun yolları, kır kahvelerini, onca suskunluktan sonra karşılıklı bir göz değmesini,gülümsemeleri kahkahalara çevirme şansını, uzun bir konuşmanın içinden geçiriliveren o çok önemli cümleyi anılarımıza kazıyacak vaktimiz vardı..

(sen geldiğinde ilk duyduğum şey korkuydu olric , bugün yine aynı korkuyu duyuyorum belki...
belki bir aşk öyküsü için fazla yorgun ve yanlış yerdeyiz...)