Sana Sararmış ve yaprakların kaldırımları süpürmüş bir eylül akşamından yazmak isterdim.
Bulutları herhangi bir şeye benzeten küçük bir çocuk gibi aşkı sana, hep sana benzettiğimi!
Yağmurun arka bahçemizi ve ateş böceklerini silip süpürdüğünü, Geriye kalanın kanlı bir “nasılsın” olduğunu, geleceğin nasılda ellerimizden kayıp gittiğini gördüğümü, pişmanlığı o derin pişmanlığı anlatmak isterdim.
Öfkeyle kırılan şarap bardağı birkaç damla kan ve sımsıkı bir sarılma anı…
Hırçınlık ve sessizlik....
Bekleyen… Bekleyen… Pusuda bekleyen o derin sensizlik…
Kanın suda akıtılması sonra…
Yıkayınca geçer sandığımız her şey gibi………………
gözlerindeki ışıkta kaybolduğumu nasıl anlatabilirim…
Hayatımdan o ışığın kayıp gittiğini, kayıp giden her yıldızın öldüğünü
ölen her şey gibi nefessiz kaldığımı nasıl anlatabilirim…
Bana baktığında gördüğün kırık aynaya dikkatli bak, bak ve söyle nerde yanlış yaptığımızı !!
Kim yaptı bunu, Bu büyü nerden bulaştı ve lanetledi bizi??
Nerden bulaştık birbirimize ve bulaştıkça iliklerimize kadar nasıl kopamadık?
Kaç yüzyıllık veda bu?
Acımı öptüğünü unutur muyum sanıyorsun… İçten gülümseyen o kadını unutur muyum?
Hatırladıkça çoğalan binlerce gözyaşına dönüşüyorum…
Kalbim geri alınamayan pimi çekilmiş bir saat gibi…
Her anı'nın yatışmamış öfkesi içimde…
Kimse ama hiç kimse anlamıyor olanları, oysa seninle ölmek ne güzeldi!
Zamanın ortasında duruyorum sana çok güvenilir bir uzaklıkta.
Kaybettiklerimden aldıklarımı çoktan düştüm!
A...b…c…d…..e değil !! Hayat. Artık bir kalbim yok
Sana kırgın olmak isterdim
26/2/15

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder